Yoksa siz hâlâ ‘BİZ’den olmadınız mı?

Özellike Dünya Büküldü ile kalbimizi çalan, sonra da teyzelerle altın gününde değil de Geceleri Gel klibinde buluşmamızı sağlayan Biz ile konuştuk da konuştuk.

Mehmet Güren ve Berkay Küçükbaşlar’ı yakalamışken soruyoruz bol bol.

Her şeyden önce grubun kimlerden oluştuğuna bir açıklık getirilsin istedik. Zira grubun külliyatı azıcık karışık. Üstelik Nilipek’ten aşina olduğumuz yüzleri de görünce devreleri iyice yakıyor.

Ve ‘Biz kimlerden oluşuyor? açıklasanız..’ diyoruz.
Gerçi biraz zorlanıyorlar ama olsun…

Berkay: Ben yoktum ilk kurulduğu zamanlar; ama bu defa ben anlatacağım: Mehmet, Galatasaray Lisesi’nde okurken oradaki arkadaşlarıyla kuruyor grubu ve sonra 2012’de albüm yapıyorlar.

Ama ilk grup ile şu anki arasında epeyce fark var. Bu arada neler oluyor?

Berkay: Bu arada onların albüm süreci oldu. Sonrasında farklı alanlara dağıldılar. Biz bu süreçte zaten ortak bir arkadaşımız vasıtası ile tanışıyorduk ve birkaç kere birlikte de çalmıştık. Sonra da önce Ozan Tekin giriyor gruba. Biz de Ozan’la basket oynarken pota altından tanışıyorduk. Böylece albüm ilk senesini doldurmadan bir araya gelmiş olduk.
Mehmet: Aslında Emre oldukça kilit bir isim bizim için: Emre Nişancı; iki albümün de kayıtlarını yapan kişidir. Onun sayesinde Berkay ile tanışıyoruz.
Ozan, Berkay ve ben üç ana kişi olarak grupta kalmaya başladık. Bu arada daha önceden bas çalan Ecenur’un gidişiyle bir basçıya ihtiyacımız oldu, kimseyi de bulamadık ve Can Aydınoğlu bu konuda bize destek olmaya başladı.
Berkay: Aslında ‘Biz kimlerden oluşuyor?’ sorusunun cevabında çok geniş bir kitle var. Mehmet’in her zaman vurguladığı ve benim de hoşuma giden bir şey var: Herkes bunun bir parçası bir yerinden.

Biz’in bir parçası nasıl oluyorlar?

Mehmet: Meselâ; bize sosyal medyadan destek olan takipçilerimiz, dinleyicilerimiz var. Fotoğraflarımızı çekenler var. Ve bu insanlar sabit kalırken bir yandan da genişlemeye devam ediyoruz.
Berkay:  Yani biz, üçümüz; müzik yapıyoruz ve sonra da ortaya çıkarıp süreci tamamlıyoruz, diye bir şey olmuyor. Aslında her şey, bu süreç esnasında gerçekleşiyor.
Mehmet: ‘Musicing diye bir kavram var. Bu kavrama göre müzik; sadece sahneye çıkan sanatçıların yaptığından ya da onlardan ibaret değil. Müzik, o sahnenin temizlenmesini sağlayandan biletini kesene kadar herkesin yaptığı işi kapsıyor.  Christopher Small ile gelen bir bakış açısı. Biz’de de ‘kimlerden oluşuyorsunuz?’ sorusu sanırım tam olarak böyle cevaplanıyor.

O zaman şarkılardaki biz hali, eylemlerin 1 çoğul şahıstaki çekimleri de bundan mı kaynaklanıyor?

Mehmet: Aslında ‘biz’ üstüne kurulu bir söylem var. Ve evet, biz hissinin farklı açılımları olabilir bence. Çünkü illa sadece sen ve ben ya da sadece bir güruh anlamına gelmek zorunda değil ‘biz’.  Dostluk, aşk ya da tamamen başka bir şey de kastediliyor olabilir.

Hemen klasik sorularımızdan birini soralım: şarkılar nasıl ortaya çıkıyor?

Berkay: Bir kaynaktan bir fikir çıkıyor; bu Mehmet oluyor. Ve biz birilikte olup birbirinin huyunu, suyunu, tavrını bilen insanlar olarak o fikri işliyoruz. Sadece müziğin ortaya çıkması değil, klibin çekilmesi de tam olarak böyle oluyor. Her şey kolektif bir şekilde ilerliyor. Ama fikrin hep bir kaynağı var.

Bu arada keskin fikir ayrılıkları olmuyor mu?

Berkay: Müzikal olarak birlikte bir şeyler yapmaya ilk başladığımızda daha çok fikir ayrılığına düşüyorduk. Ama o eşiği artık sanırım aştık. Hem müziğe yaklaşımımız değişiyor hem de birbirimizi tanıdıkça tavrımız birbirine uyumlaşıyor.
Mehmet:  İlk zamanlar bunların olması aslında çok normaldi. Ama bu eşikten geçilince, o kırılma yaşanınca müzik insanî bir ilişkiye dönüşüyor.

İki albüm arasında bize göre dağlar kadar fark var. Siz nasıl yorumluyorsunuz? Ve bu farkı neye bağlıyorsunuz?

Berkay: Aslında bütün bu bahsettiğimiz insani ve müzikal ilişki süreçleri ile tabii ki yaklaşım değişiyor. Bir de tabii en önemli fark albümü canlı kaydetmiş olmamız. Büyük bir risk aldık. Yapamayabilirdik de…
Mehmet: Çok da güzel bir süreçti, çok çalıştık. Sonunda da güzel oldu.
İlk albümü de benim bestelerim üzerinden düşünecek olursak 2003-2004’e dayanan bir albüm, bu albümde ise besteler en fazla 2010’a dayanıyor.  Haliyle ilk albüm biraz daha uzaklaşıyor, aradaki zaman farkı değişimi, dönüşümü, gelişimi beraberinde getiriyor. İster istemez de bir farklılık oluyor.

Çağımızın popüler sözcüklerinden indie ile ilgili de konuşmasak olmazdı. Hazır, müzik eleştirmenleri tarafından indie müzik yaptıkları vurgulanmışken bir de onlara soruyoruz:
Siz bu yorumlara katılıyor musunuz, yoksa kendinizi daha mı farklı tanımlamak istersiniz?

Berkay: Açıkçası ben ‘indie’ kavramından emin değilim. Çünkü indie denilirken ben anlıyorum ne demek istenildiğini ama kelimenin kapsamı giderek genişliyor.

O zaman sizce indie nedir?

Berkay: Yerleşik medya araçlarına ya da yerleşik dağıtım kanallarına bağlı kalmadan, riayet etmeden bir ürün ortaya çıkarmak. Bir de müzik türü olarak da karşımızda aslında. Bu içinde bulunduğumuz dönemde böyle bir tavrın kendini var ettiği spesifik bir sound var. Aslında kimsenin üreten tarafa ‘sen, şunu şurada şöyle çal’, ‘burada böyle dur’ diyemeyeceği bir yapısı var. Beni en çok cezbeden kısmı da bu. ‘Biz’in şarkılarını ilk duyduğum andan itibaren böyle hissettim. O yüzden kendimizi de bunun içine koyuyorum.
Mehmet: Meselâ; Bülent Ortaçgil zamanı için belki de indie’ydi. Ama şimdi Bülent Ortaçgil kulvarında müzik yapan indie oluyor mu, bilmiyorum. Böyle bir kavram karmaşası var.

 İlk klip neden Geceleri Gel? (Yazar burada Dünya Büküldü varken, neden ki? diye isyan ediyordu)

Berkay: Çünkü daha önce Geceleri Gel gibi bir şarkı yapmamıştık. Bu kadar net köşeleri olan, bariz bir şarkı daha önce olmamıştı. Hepimiz de çok sevdik. Şarkıyı yaparken eğlendik ve gaza geldik.
Mehmet: Çok mutlu oluyorum ben çalarken.
Berkay: Ayrıca klibin yönetmeni Melik Saraçoğlu bize çok net bir fikirle geldi. Ve Mehmet de aslında o fikirle yapmıştı ilk taslağı. O yüzden öncelik bu şarkının oldu.
Mehmet: Melik aklında bir görsel oluşturmuş ve aslında başka bir parça için bana bunu anlatıyordu. Benim de kafamda başka bir parça vardı ve onu bu görselle daha net örtüştürdüm. Hatta yürürken düşündüm. Berkay’ın evine yakındım, evde gitar olduğunu bildiğim için için yürüyerek ona gittim. O temizlik yapıyordu, o esnada ben de ilk halini çaldım.
Bir de bizde ilk klip, ikinci klip gibi ayrımlar pek olmuyor. ‘Hadi yapıyoruz’ diyerek yapıyoruz pek çok şeyi. Bunu pek planlayacak durumda olduğumuzu düşünmüyorum.
Berkay: Az önce de belirttiğimiz gibi bu kocaman bir topluluk ve insanlardan fikirler gelince ‘şunu yapalım’ diye, biz de ‘tabii’ diyoruz. Dünya Büküldü’nün klibi de böyle oldu… Çok stratejik hareket eden veya çok katı bir biçimde bir plan, program sahibi olan bir grup değiliz.

Nilipek ve Can Güngör hayranı olduklarını bilsek de yine de soruyoruz: Kimleri dinliyorsunuz?

Berkay: Jose Gonzalez’e merak sardım. Bir de Cem Karaca antolojisine giriştim: Cem Karaca’nın politik eğilimleri ve bu eğilimlerin müziğine yansıması gibi bir yaklaşımla dinledim. Ve son olarak Midlake’i de ekleyeceğim.
Mehmet: Beach House, Arcade Fire, Palmiyeler…

Mütevazı duruşlarından olsa gerek kendilerine, kiminle aynı sahnede olmak istediklerini sorduğumuzda, bir süre istedikleri herhangi bir ismi söyleyebilecek olmanın şaşkınlığını yaşadılar. Sonra da verdikleri isimlerin yanlarına kendilerini yerleştiremediler.

Berkay: Böyle atabiliyoruz yani? İstediğimiz herhangi birini söyleyebiliriz öyle mi? O zaman Grizzly Bear derim. Ama davulcularına çok hayranım ve ayıp olsun istemiyorum.  O yüzden sadece yanında durup tef de çalabilirim.
Mehmet: Direkt Arcade Fire diyorum. Çünkü Pixies’te arada kaynayamam. Orada bir alan, yer yok . Ama şahsen Arcade Fire’da en minimal hareketi yapmaya da razıyım, bir defa zil bile çalsam olur.

Sahnede söylemekten çalmaktan en çok hoşlandığınız şarkı?
Berkay: Nebula
Mehmet: Aydınlık Bizimdir

Bir şarkıyı dinleyen herkes farklı bir hisse kapılabilir. Ya da aslında o şarkının söylemek istediği tek bir şey vardır ve hissettirmeye çalıştığı da tek bir duygu. Sen hangisini tercih ediyorsun onları oluştururken?  Yani; ‘yazar burada, aslında şunu demek istedi’nin sınırları çoktan belli mi; yoksa dinleyene mi bırakıyorsun?

Mehmet: Mümkün olduğunca açık kapılar bırakmaya çalışıyorum. Benim bir dünyam var. Çalarken öyle hissediyorum; ama o benim açık bıraktığım kapıdan gittiğim bir yol. Senin yolun başka bir kapı, başka bir hayalden oluşabilir. Net olarak oluşturulmuş; şu oldu, bu oldu ve şöyle de bitti şeklinde şarkılar da var ama ben pek tercih etmiyorum. Biz’le ilgili yaklaşımımda boşluklar bırakıyorum, o boşlukları dinleyici tamamlasın istiyorum. Bunu daha çok seviyorum.

Onlar, bildiğimiz ya da alıştığımız yöntemlerden epey uzaklar, müziklerini duyururken. Müziği iletişimin en üst düzeyi ve en güzel hali olarak tanımlarken aslında biraz naifler. Ve kendilerini dinleyenlerde yeni dünyalar yaratmaya çalıştıkları için de belki birazcık aktivistler.  Konserlerini görünce kaçırmayın… Gidin, eğlenin ve beraber şarkılarını söyleyin. 

Hazırlayan ve Fotoğraflayan: Kamer Yılmaz