Şu köşeye tatlı bir illüstratör yerleştirelim: Dilem Serbest

Bazı insanların ilham vermesi için çok ünlü bir yazar, bir sanatçı ya da yaşça büyük olmalarına gerek yoktur. Sadece kendi bildikleri gibi yaşarlar, yaşarken üretirler, hayatlarına bir dolu renk sıkıştırmaya çalışırlar, olumsuzluklardan pek bahsetmezler, size ya da kendilerine engel olabileceklerden çok ne yapmak istediklerinden ve ne yapmak istediğinizden bahsederler. İşte böyle insanlar hayatınızda varsa sakın bırakmayın derim. Tıpkı ailemizin illüstratörü Dilem Serbest’i bırakmadığım gibi…

Efenim her şeyden önce bu minik sitenin var oluşunda rol alan Dilem Serbest’i takdim etmeliyim size: Çay saatlerinin vazgeçilmezi, Tenten’in en birinci hayranı, Vermin Supreme’in Türkiye danışmanı, Lulu’nun renk annesi…

Sanırım onu tanımlamak için virgülü daha çok kullanıp bir sürü tamlama yaratabilirdim; ama en iyisi kendisini bir yerden anlatmaya başlamak olacak.

dilemkamerKendisiyle dijital dünya için bir ajansta beraber çalışırken tanıştık. Bir gün hem şapka hem de ayakkabı kardeşi olduğumuzu öğrendik ve o günden beri de underground caz barlardan çıkamıyoruz. Tap dans bizim işimiz!

Kendisi illüstrasyon yapıyor. Son olarak Gündüz Vassaf’ın yazdığı Nâzım isimli kitapta ve Kalben Sağdıç’ın Lulu Okula Başlıyor isimli kitabındaki çizimleriyle karşımıza çıkıyor. Bundan önce neler yapıyordu, şimdilerde neler yapıyor, bu işe nasıl başladı biraz konuşalım istedim. Zira yazı yazdığım 1-2 mecrada kendisinden kısaca bahsetsem de yetmedi.

Her şey nasıl başladı, diye soracak olsam: Nasıl karar verdin bu işi yapmaya?

Liseden beri çizmeyi hep seviyordum. Ama lise bitince ne yapmak istediğimden emin olamadım. İngilizce bölümü okumuştum. Ve bir gün sadece bunu düşündüm: “Ben ne olacağım?”
Evet, bir günde karar verdim. Bir gün boyunca kendime şunu sordum: “Ne yapmayı seviyorum ki ben?” Sonunda da bu oldum.

dilemserbest

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü’nden mezun oldun halbuki biliyoruz ki hamurlarla pek tatlı şeyler de yapıyorsun. Hiç grafik tasarım yerine bu alana eğilmeyi düşünmedin mi?

Çok istiyorum. Hatta bu konuda hem kukla tasarımcısı hem de yönetmen olan Özlem Akın’ın bir workshop’ına katılmıştım. İlk olarak kendi çizdiğim bir Napolyon’u hamurla yaptım. Sonra rozetler de yaptım kukla da ama bu işin epey zor ve zahmetli olduğunu fark ettim. Biraz da üşengeçlik yaptım. Ama bir gün yeniden yapmak istiyorum. Zaten oyuncakları çok sevdiğim için kendi tasarladığım oyuncaklar olsun çok istiyorum.

Sonra işler nasıl ilerledi?

Okul bittiğinde dergilere çizmeye başladım. Sabit Fikir’e ve başka edebiyat ve teknoloji dergilerine çiziyorum. Ve çok da severek yapıyordum. Özellikle Sabit Fikir’in yeri ayrı. Oraya çizmek benim için farklı. Mesela çok yoğunumdur, hiç çizecek vaktim yoktur, sıkılmışımdır. Ama ona çiziyorum. Zevk alıyorum oraya iş yapmaktan.

Ajans tarafında çalışmak herkes için ayrı bir dert olsa da senin için biraz daha zor oldu sanırım ve şu anda freelancer olarak devam ediyorsun. Buradan bakınca nasıl değerlendiriyorsun?

Reklam ajanslarında en azından aylık belli bir maaş alabiliyor olmak rahat hissettiriyordu ama yaptığım işten hoşlanmıyordum. Hiçbir şey de öğrenmedim değil; ajans gibi yerlerde öğrendiğim önemli şeyler var. Mesela müşteriyle iletişim, kendi işini nasıl savunursun, sunarsın. İşini sunabilmek… Bu, gerçekten de çok önemli. Öğrendiklerim yanında her ne kadar ajanslar hepimiz için ayrı zorlukları olsa da çok eğlenerek çalıştığım yerler de oldu tabii.

dilemserbest(3)

Sence senin mesleğindeki en önemli sorunlar neler?

Şöyle ki hala telif hakkı sorunu var. Son derece önemli projelerde hala bir telif sorunu var. Mesela ortak bir proje oluyor; pek çok çizer, ressam katılıyor ve senden de bir çizim istiyorlar. Yapıyorsun kitap çıkıyor, satılıyor ama sen bundan para almıyorsun. Sanırım bunun nedeni illüstrasyonu hobi olarak görmeleri. Sanki bu bir iş değil gibi bakıyorlar. Mesela bununla beraber “bana da bir şey çizer misin?” diyenler de çıkıyor. Bazen yapıyorum ama bu aslında bir iş.

Şu aralar yeni bir çocuk kitabı serisine başlayan Serbest, bir yandan da günlük hayatında kendisini çok etkileyenleri çiziyor. Durmuyor yeni projelere dahil oluyor, kendi projelerini yaratıyor. Boş zamanlarında isimsiz kedisiyle ve dedektifçilik oynamayı, arkadaşlarıyla çay içmeyi, birbirinden fantastik kitaplar okumayı ve hayal dünyasında Tolkien ile muhabbet etmeyi seviyor.

Kendisinin işlerini daha çok görmek isterseniz Behance sayfasını takip edebilirsiniz.

Fotoğraflar için Zeynep Papuccu’ya ayrıca teşekkürler…