Hiçbir Renk Tek Başına Mutlu Değildir!

Twitter’da 33 bin kişi kendisini takip ederken onu biz bulduk. Beyoğlu’nun dar sokaklarını, dik yokuşlarını gezip işlerine kısaca göz attık ve renkli dünyası hakkında konuştuk.

Henüz onlu yaşlarında arkadaş ortamında tanıştığı graffitiye sevdiği basketbolcunun adını yazarak başlıyor: Çiko! ‘Hure’ isminin hikâyesini de şöyle anlatıyor: “Üç dört yıl her yere “Çiko” yazdım ama daha sonra bu işi severek yaptığımı anladım ve harflerin yan yana güzel duracağı bir isim aramaya başladım. Hure ismini buldum.” Almanca’da “fahişe” anlamına geldiği için bu ismin başına İngilizce bir kısaltmayı getirerek Mr. Hure olarak sabitliyor kendini. İsim önemli değil, önemli olan duvarların renkli olması. Yine de arşivlemek konusunda üşengeç olduğunu saklamıyor.  2000’lerin başında patlayan satanizm furyasından da nasiplerini almışlar. “Çünkü Türkiye’de yazının geçmişi çok karanlık, duvarlara yazı yazarken öldürülen insanlar var 80’lerde.” diyor. Şimdilerde ise polis “çabuk bitir git” derken Karaköy’den Galata’ya çıkan yokuşta, kimi dükkân sahipleri kendi kepenklerini boyamasını istiyor.

“Hafta içi takım elbiseyle, elimde kalemle, spreyle gezdiğim zamanlar da oluyor.”

Aslında işletme mezunu. Yani çizimle ilgili bir eğitimi yok. Gündüzleri tam zamanlı bir işi var, geceleri ise duvarlar bekliyor onu. Bir nevi Clark Kent! Son dört yıldır graffitiden de para kazanıyor.  Gece kulüpleri, ajanslar… İç mimarlar ile çalışıyor bazı işlerde. Böyle dönemlerde günde üç saatlik uykular ile bir hafta geçirdiği oluyor fakat bu durumdan da şikâyetçi değil. Çizimle ilgili bir iş düşünüp düşünmediğini sorduğumuzda “Graffitinin yanında çizimle alakalı başka bir iş yapsam büyük ihtimalle sıkılırdım.” diyor. Hatta bu iki alakasız uğraşın birbirini dengelediğini ekliyor.

 

“İnsanlar graffitiyi bilsin artık!” 

Kendisini keşfettiğimizde Twitter sayfasındaki takipçi sayısına takılmıştı gözlerimiz. Bunu sosyal medyayı erken keşfetmiş olmasına bağlıyor. Bir dergi için hazırladıkları Google graffitisinin fotoğrafını internette gördüklerinde, sosyal medyanın içinde buluyor kendisini. Reklam twittleri atması konusunda fikir veren insanlara cevabı net: “Benim amacım graffiti kültürünü bilmeyenlere anlatmak.” Çünkü Türkiye’deki graffitici sayısı az. “Türkiye’nin tamamındaki graffiticilerin toplamı belki Berlin Kreuzberg’deki kadar yoktur.” diye serzenişte bulunuyor. Amerikan ‘old school’ stillerine yakın hissediyor kendisini. Almanya’da ilk graffiti kültürünü başlatan Amok ve Cowboy 69’u, kendi grup arkadaşı Leo’yu ve kaligrafi tarzında iş yapan KRYS’yi beğendiğini söylüyor. Sokakları ve duvarları renklendiren bu işlerin bir mesaj vermesi gerekiyor mu peki? Hiç kasılmadan, gayet rahat bir şekilde anlatıyor: “Amaç ismini göstermek, diğer graffiticilere ‘ben buradayım’ demek.” Diğer yandan stencil ile yapılan işlerde güzel mesajlar verildiğini söylüyor ve Banksy’yi anıyoruz.

“Yahu bunu dümdüz nasıl çekiyorsun?”

Bu noktada Gezi olaylarına değinmeden edemiyoruz. Hepimiz duvardaki yazıları, grafikleri gördük. “İnsanlar sprey boyayı tanıdı, kullanabileceklerini anladılar.” diyor. Çünkü insanlar bilmedikleri bir şeyin zor olduğuna dair ön yargı geliştirirler. Düz çizgi çekmek bile zor görünür onlara. Oysa bir pratik içinde boyayı kokladıklarında durum değişiyor. Peki, bu sprey boyaların tarihi nedir? Graffiti için mi üretiliyor? Tüm merakımızı gidermek konusunda bonkör davranan Mr. Hure anlatıyor. “İlk başta ya buzdolabı boyası ya da araba boyası olarak satılırdı. Amerika’da ve Almanya’da o kadar çok tüketilmeye başladı ki graffiticilere özel boya üretmeye başladılar. MTN, Montana ve Belson diye üç marka var. Bunlar tamamen graffiticilere özel boya üretiyorlar ve bulundukları ülkeden 80 ülkeye sprey dağıtıyorlar.”

“This is My World..!”

Üreten her insanın ayrı bir köşede tuttuğu bir ya da birkaç üretisi vardır. Bu bir beste, fotoğraf ya da resim olabilir de graffiti olamaz mı? Renkleri bir arada tutmaya kendisini adamış bir adamın dünyasını rengârenk bir küre anlatır elbette. Uzaydan bakıldığında artık eskisi gibi yeşil ve mavi görünmeyen yerküre değil. “Biraz beni anlatıyor. Bir dünya, içi rengârenk… Bir veya iki renk yok orada bütün renklerin karışımından oluşan bir bütün var.” İşte böyle tarif ediyor dünyasını.

“Herkes graffiti yapabilir, …”

Sanki esas amacı graffiti yapmak değil de insanları duvarları boyamaya teşvik etmek. Graffiti öğretmen-öğrenci, usta-kalfa ilişkisi gerektiren bir alan değil ona göre. O yüzden yeni başlayanlara vereceği tavsiyeler de belirli. “Oturacaksın, kâğıdı alacaksın önüne, başlayacaksın çizmeye. Sürekli harf çalışacaksın. Sonra alacaksın spreyi eline sokağa çıkacaksın, duvarları boyayacaksın ve çok araştıracaksın. Yetenekli insanın yapacağı iş çok daha iyi oluyor ama graffiti yetenek gerektirmiyor bence. Çok çizmek gerekiyor. Çok çizersen bir stilin olur. Kötü stil diye bir stil var yani graffitide. O yüzden herkes graffiti yapabilir, yapsın da zaten!”

Röportaj: Rıza Şahin, Kamer Yılmaz
Fotoğraf: Rıza Şahin