“Her şey aşkla geldi”

Lafa nasıl başlamam gerektiğini bilemediğim bir röportaj daha… Sanırım sevdiğim insanlarla ya da işlerine hayran olduğum, bana ilham veren insanlarla konuştuğum müddetçe aynı sorunu yaşamaya devam edeceğim. Ama lafa da bir yerden başlamak gerek elbet.

Efenim, bu ay bana kalırsa müziğe olduğu kadar, insanlara, hayata, hayvanlara, evrene, kısaca var olan her şeye aşık ama belki de daha çok birine aşık, ismi gibi biriyle görüştük. Biz sorduk Kalben yanıtladı.

kalben4

Otobiyografik bir albümle karşımızdasın. Albümdeki bazı şarkılar epey epey eskilerden geliyor. Sadece ve Saçlar gibi…  Peki bunca zamana rağmen bu şarkılar hâlâ var olmayı nasıl başardılar? Çünkü genelde ilk yapılanlar çocukça bulunur, beğenilmez gün yüzüne çıksın pek istenmez. Hatta kimisi gerçekten de kötüdür. Senin şarkılarında nasıl ilerledi süreç? 

Hep bir yerlere geç kalmaktan ya da çok erken gidip rahatsız görünmekten çekindiğim yıllar oldu. Şimdi, pek böyle düşünmüyorum; düşünmemeye çalışıyorum. Şarkılar tam da zamanında buluşuyorlar dinleyicileriyle bence. 17-18 yaşında yazdığım bir şarkı var misal ve onu bir yerlerde dinleyip sevenler olmuş. Sağ olsunlar; o da öyle bir kayıt, o da o kadar insana gitmiş, dokunmuş, öyle kalsın. Düzenlemeler konusunda özgürüz ekipçe. Farklı konser salonları ve mekanları için farklı ruhlara bürünmekten keyif alıyoruz. Her konser, dinleyicilerin yüzlerindeki ışıkla bambaşka oluyor. Ses sistemi, mekanın semti, ili, hava koşulları… Öyle insana ve dünyaya dair dengeler var içinde her daim.

Kalben’le pek sevgili illüstratör dostum Dilem sayesinde 3 yıl önce tanışma şansım oldu. O zamanlarda da müzik hep hayatındaydı ama temelde yaptığı bambaşka bir işti… Metin yazıyor ve bu alanda bir profesyonel olarak hayatına devam ediyordu.
kaben12Artık, sadece müzik yapmak istediğine nasıl karar verdin? Bazen bir aydınlanma anı olur ve sıradan iş hayatının söylenmelerinden biraz daha farklı olur “o an” ve ne yapmak istediğini net söylersin evrene ya da kendine. Sen de böyle bir an mı yaşadın yoksa? 

Sürekli bana maaş veren kişilere vefa borcu hissedip odaklanmaya çalışsam da odaklanamadığımı anladım bir gün. Yaptığım işi layıkıyla yapacak insanlara kadro açmak için istifa ettim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Resmi bir menajerim yoktu. Kendi menajerliğimi yapıp bazı tanıdıklardan destek alıyordum müzik işleri konusunda çünkü işin mutfağını bilmiyordum. Ancak karar verdikten kısa bir zaman sonra, odaklanmıştım ve su akıyordu.

Peki bu geçişte seni zorlayan ve motive eden şeyler nelerdi?

Artılar ve eksiler ekseninde bakmamaya çalışıyorum mevzuya. Çalışarak sevdiğim birçok farklı iş alanında deneyim kazanmaya devam ettiğim seneler oldu. İnsan, merak ettiklerine bulaşmalı. Araştırmak, sormak, işi erbabından öğrenmek… Keyifli anılara, dostluklara kapı açan tavırlar bunlar bence.

Kalben’i ilk Mitanni’de dinlemiştim. Bir zamanlar benim için Taksim’in ve hatta İstanbul’un kurtarılmış birkaç metrekarelik tek alanıydı. Ve orada dinlediğim her sesten, onları dinleyen herkesten ayrıca keyif alıyordum. Herkesin birbirini tanıdığı ya da çok kısa bir sürede tanışabildiği yerlerden biriydi.  Adeta kulaklarda Cheers’ın theme müziği… “You wanna go where people know, people are all the same, You wanna go where everybody knows your name.”

Mitanni’de söylediğin bir dönem var. Şimdi ise çok daha büyük mekanlarda ve çok çok daha kalabalıklara söylüyorsun şarkılarını. Özlediğin zamanlar oluyor mu o küçük ama belki daha çok tanıdıklı, daha çok eşli-dostlu zamanları?

Özlememe fırsat tanımayan dostlarım var, ne mutlu ki. Her konserde soundcheck aşamasından konser sonuna kadar mutlaka bizimle olan… Sırayla, farklı konserlerde, kavuşuyoruz yine. Keza, tanımadığım, yabancı yüzler de konserlerde artık arkadaş oluyorlar benim için. Zamanın getirdiklerine açıyorum kalbimi ve fikirlerimi bu aralar. Geçmişe dönük yaşamak, romantizm ve nostalji anlayışımızın -hatta kültürümüzün- büyük bir parçası. Benim de geçmişle uğraştığım çok yıllar oldu da geçmiş, zaten elimizden hep kaçıp gidecek. Bir daha asla öyle tekrarlanmayacak anların gölgesinde durmaktan sıkılıp biraz değiştirebileceğim günlerin hayaline dalıyorum.

Takipçileri bilirler kimi paylaşımlar bizzat Kalben’in kaleminden çıkıyor sosyal medyada. Ama bazı paylaşımlarda da tıpkı kendisi gibi içten birilerinin sözlerini görüyoruz. İmzada ise Ka Takımı…

O zaman: sosyal medyadan takip edenlerin pek bir aşina olduğu Ka Takımı nasıl oluştu? kalben5

KA Takımı gibi özgün (!) ve daha önce hiç düşünülmemiş (!) bir ismin annesi benim ve gurur duyuyorum bulduğum bu isimle (gülüşmeler) KA Takımı’nda kimler var, kaç kişiden oluşuyor bu takım ve de KA Takımı’nın konumlandığı merkez neresi? Bu soruların yanıtlarını sana veremem Kamer… Ama bir gün… Belki, yanından geçen çocuğun tebessümünde, mahalle kahvecinde, bankada karşılaştığın teyzenin gözlerinde KA Takımı’ndan bir selam göreceksin.

Kalben’in Dorock’taki yine çok çok güzel bir konserinde görmüştüm minik minik bakışmaları, konser bitiminde ekipçe güzel bir işin sonunda yaşadıkları keyfi. Sorumun cevabını biliyordum ama yine de sordum. Çünkü bir de işin aslını onun cümlelerinden okumak gerekir…

Daha önceleri boynundaki gitarınla sahnede tek başına görüyorduk seni, şimdi ise KA Takımı var. Bu, hayatında neleri değiştirdi? “Yalnızlığa alışmışım, çok zor geldi” diye düşündüğün zamanlar oldu mu?

Olmadı çünkü her şey aşkla geldi zaten. Biz Ali’yle aşık olduk, sonra bas ve gitar ilerlemeye başladık. Ardından davul geldi. İlk davulcumuz, Eray Demirsoy, bizimle aylarca çaldı, çaldı… Onu tam albüm kaydında postaladık (kahkahalar) Korkunç insanlarız, Eray’ın zengin olmasına izin veremezdik… Şaka bir yana, hem yeni davulcumuz Haydar Onur Önder hem Eray bu albümde davul çaldılar. Sağ olsunlar, dost egoları vardı sadece… Mert Tunçmakas kayıt sürecinden beri bizimle. Adamı bırakmadık, zorla klavye çaldırıyoruz (gülüşmeler) Baha ve Ertuğ’umuz var mutfakta. Ses için bize destek olan arkadaşlarımız var bazı konserlerde. Engin Akıncı’yla çalışmak, onun idari yeteneklerinden, müzik bilgisinden, babalığından ve neşesinden nemalanmak harika bir deneyim ve şans… Menajer denildiğinde akıllara gelen ağzında purosu, cebinde dolar tomarları olan ve sanatçısını peşkeş çeken adamların devrini kapatan bir kahraman gibi görüyorum Engin Abi’yi örneğin. Mabel var. Beni tanımadan şarkımı beğendiği için selam veren, öyle güzel, güneşli bir insan var dünyada.

Kendimi anlatabildiğim, derdimi ve niyetimi doğru okuyan insanların yanında daha verimli ve mutlu olduğumu görüyorum. Yalnızlığa alışıp kolaya kaçtığım zamanlardan sonra, insanca iletişim kurmak, “bir ben mi böyleyim?” ya da “sadece ben mi bu duruma bozuluyorum?” sorularının yanıtının “hayır” olduğunu fark etmek… Yalnızlık, hemen, istediğim an, orada zaten.

Açık söylemek gerekirse çok uzun bir süre albümü dinleyemedim, zaten bazı şarkıları biliyordum. Ve oturup ağlamamak için kaçtım ama bir gün artık dayanamadım ve o günden beri albümü sürekli dinliyorum. Benim için ilk başlarda ziyadesiyle bir hüzün hakimdi gerçi şu aralar çok daha mutlu geliyor; artık hüzünlü bir ses değil de aşık bir kadının sesini duyuyorum.

Dinleyenlerden gelen ilginç yorumlar oluyor mu? “Dağıttın bizi” gibi, çünkü konserde etrafımızdakilerden duyduk böyle sözler. =) Ve tabii sen nasıl yorumluyorsun bunca yüklenen anlamı?

Sevdiğimiz şarkılara sahip çıkmak ve o şarkılarla birlikte duygulanmak, bir halden başka hale bürünmek ne güzel. Hep birlikte yaşıyoruz bu durumu. Dinleyici yalnız değil. Ben de maymun oldum aşkımdan.

Hepimizin bildiği bir şarkıyı yeniden yorumladı. “Haydi söyle” dedi. Ve bir anda herkes ‘haydi söyle’ demeye başladı Kalben’e. Şarkının orijinalini bir kenara ayırdık ve bu defa da Kalben’in içten yorumunu koyduk içimize.

İkinci albüm hazırlıkları da var gibi? İkinci albümde de “Haydi söyle” gibi bir cover duyacak mıyız?

Yeni şarkılar yapmak ya da yeni şarkılar düşünmek çok keyifli. İşin sosyal medyada, organizasyonda, işletmede, ekonomide, kültürde zorlu yanları var ama işin özündeki müzik ve kavuşma hali çok güzel bana göre. Yani, ikinci albüme hazırlanmıyoruz biz başka bir deyişle. Şarkılar çalıyoruz, bakıyoruz, düşünüyoruz. Cover olur mu olmaz mı bilemiyorum. Albümleri daha ulaşılabilir hale getirmek için tatlı bir yol cover… Öte yandan, sizden bir şarkıyı dinlemeyi seven insanların olduğunu görmek, yeni bir zaman dilimine eski bir şarkıyı getirmek… Güzel yanları da var. Riskli yanları da var. Yapışabilir. Üstünüzde durmayabilir. Kafama ve gönlüme yatan bir şarkı olursa söylerim.

Bir şeyler üretiyorsun, sonunda bu ürettiklerini paylaşıyorsun ve onlar daha da çoğalıyorlar. Peki bu üretim için sen neyden ya da nelerden besleniyorsun?

Müzikten, kahvaltıdan, meyvelerden, sevdiğim insanlardan, kitaplardan, şairlerden, hoşuma giden haberlerden, sinemadan, renklerden, seslerden, sessizlikten, kalbimden, aşkımdan, çocukluğumdan, hayvanlığımdan… Beslenmek lafının içindeki açlıktan hazetmiyorum bu arada (gülüşmeler) Sanki hayattan bir şeyler koparmak istiyormuş gibi “beslenmek”.

Küçükken okumayı en sevdiğim kitap her zaman Pıtırcık oldu. Bir seriydi, Can Yayınları’ndan çıkıyor ve bir çocuğun maceralarını okuyordum. Kalben’in yarattığı Lulu’yu gördüğümde ilk aklıma gelen Pıtırcık olmuştu. Tıpkı eski bir arkadaşı hatırlamak gibi…

5

Müziğin yanında bir de Lulu var. Üstelik Lulu’da herkesin kendini bulabileceği bir şeyler var… Devam eder mi Lulu’nun maceraları? Ya lulu-gunesi-ariyorda belki başka başka hikayeler çıkar?

Lulu’nun Maceraları iki kitap oldu şimdilik. Üçüncüyü yazar mıyım bilemiyorum ama Dilem Serbest’i (sevgili illüstratörümüz) görmek için bahane olacak diye yazarım sanıyorum (gülüşmeler) Çocuk kitabı yazmamdaki amaç kendi yasımla, kendi çocukluk dertlerimle uğraşmaktı. Herkesin kendince yolları var acıyla, dertle baş etmek için. Ben de böylesini denemişim (gülüşmeler) Çocuk kitaplarımızın olması Dilem’le ikimiz için eğlenceli bir durum. Dostluğumuzu pekiştiren, yapmak istediğimiz şeyleri daha rahat anlamamızı sağlayan süreçlerimiz oldu. Bu anlamda bile çok kıymetli.

Madem soruları ben soruyorum o zaman en sevdiğim şarkının da hikayesini sormadan edemedim açıkçası.

Tamamen kişisel bir merak; hiç yayınlamayabilirim de =) Mitoz Mayoz’un hikayesi nedir acaba?

Üç kız, Ankara’da bir evin bir salonunda oturup gitar çalmıştık bir gece. Şarkıların hikayelerini onlarda bırakıyorum ki dinleyenler de hayal etsinler, doya doya.

kalben7Kısaca soralım dedik:

En sevdiğin yemek? Pizza

Huzur bulduğun yer? Ali

Kadıköy mü Taksim mi? Şimdi, Beşiktaş.

Meyveli pasta mı çikolatalı mı? Çikolatalı.

Hala sakladığın ve seninle beraber olan bir oyuncağın var mı? Varsa nedir? Var ve ismini söylersem çok utanır.

Sahnede söylemekten en çok keyif aldığın şarkı? Yapamam, ayıramam.

İlk gittiğin konser? Tindersticks – 2003- Ankara

Buradan selam göndermek istediğin 3 isim ? =) Hayrettin, Ece, Büşra, Dilara, Canan. (küslük olmasın)

 

Bir minik not:

Fotoğraflarını çekerken ayrıca eğlendik. Parkı sulamaya gelen amcayla da muhabbet ettik, kargaları da inceledik. Erdal Bakkal’a bir selam çakmayı ise sokağın bakkalını basarak ihmal etmedik. Bir ara pencereden sevdiceğine seslenip bizi güldüren Ali’ye de buralardan “merhaba” demeyi asla pas geçmek istemeyiz.

Bu tatlı fotoğrafların büyük bir kısmı için de kameranın önündeki Kalben’e ve hemen arkasında kalıp deklanşörüne basan Mert Bayrakçı’ya çok teşekkürler…