“En kötü battım derim”

Uzunca bir süredir girişimcileri takip etmeye çalışıyorum. İçlerinden hemcinslerime ayrıca dikkat ediyorum çünkü bu dünyada hem de bu ülkede kadın olmak zor. Kadın çalışan ya da kadın girişimci olmak ise daha zor. Bu arada arkadaşım Bora Öğünç’ün ve bir röportaj sırasında tanıştığım Burak Bulut’un ortağı gözüme takıldı. Evet, kendisi Burçak Yıldırım oluyor. O, az önce bahsettiğim cinsiyetçi tavırlarla henüz karşılaşmamış ve yolunda hızla ilerliyor. Kurumsal hayatta günlerini mutsuz mutsuz geçirirken bir gün hayatını değiştirmeye karar veriyor. Kurumsal hayatın sıkıcılığını arkasında bırakıyor, yanına iki beyefendiyi alıp yola koyuluyor. Ve Tezgahçılar’la da karşımıza çıkıyor.

burcak3

O zaman Tezgah Üretim Evi ile başlayalım. Her şey nasıl başladı, bir de senden dinleyelim.

İş geliştirme uzmanı olarak çalışıyordum. Mutsuzdum ve sıkılmıştım. Bir de geçmişte; üniversitede girişimcilik birinciliğim vardı. Hep de girişimde bulunmak istiyordum ama mezun olduktan sonra böyle bir lüksün olmuyor.  Mutlaka bir şeyler yapıp ayaklarının üstünde durman gerekiyor. Belki şart değildir gerçi ama benim için öyle ilerledi.
Çok sıkılıyordum ve hatta Bora’ya dert yanıyordum bu konuda. O “Ya ağabeyin de senin gibi birini arıyor aslında… Siz neden ikiniz beraber çalışmıyorsunuz?” dedi. Ve ne yapabiliriz diye düşünme başladık. Ve üçümüzün de güçlerini birleştirdiği bir alana kaymaya karar verdik. Benim hem kurumsal hayat geçmişim vardı. Bora’da bi’kafalar vardı ve dijital dünyaya yakındı, ağabeyimin de eğitim kökeni vardı. Üçümüz güçlerimizi birleştirdik. Ama bunu yaparken de dinamik bir şey olmasını, statik olmamasına uğraştık. Bu şekilde yola çıktık.

Tezgahçılar en başından beri isim olarak sempatik geliyor bana. Bu isim nereden, nasıl çıktı?

Adımızın kesinlikle ve kesinlikle farklı olması gerektiğini ve gören kişinin “Evet bu, onların işi” demesini istedik. O arada da pazar yeri metaforunu bulduk. Mesela pazar yerinde tezgahta bir ay karpuz, bir ay limon olur. “Bizde de her ay farklı şeyler var” dedik. Ve “business”, “academy” gibi isminde havalı, kurumsal dünyanın daha çok gittiği daha çok piyasa olan bir şeyler olsun istemedik. Daha yerel bir şey olmasını istedik. Ayrıca bende bir takıntı da var: Türkçe’si varsa Türkçe’si olsun. Muadili yoksa İngilizce olabilir.
Tezgahçılar riskli bir isimdi. Eğitim yapacağımız kitle “beyaz yaka” diye tabir ettiğimiz bir kitle. Entelektüel seviyesi yüksek bir kitle. Sonrasında kurumlarla çalışma ihtimalimiz de yüksekti; o yüzden Tezgah Üretim Evi yaptık. Zaman geçtikçe insanlar bize “Tezgahçılar” demeye başladıkça Tezgahçılar olduk. Risk aldık ama insanlar heyecanlı, yeni bir şeyler yapmak isteyen, farklı insanları seviyorlar.

Bence isimden ziyade senin bu hayata girişin daha riskli. Var olan düzenini bırakıp kar elde edip edemeyeceğini bilmediğin bir iş yapmaya başlıyorsun. Buna nasıl karar verdin?

burcak1Ben aslında kurumsal hayata başlarken de hep orayı bırakacağımı düşünerek başladım. Hatta bunun sinyallerini de verdim. Finans sektöründe çalışırken “ben yalnız buradan giderim” modundaydım. Ama çok garip bir şekilde öyle olsanız bile yükseliyorsunuz. Nasıl yükseliyorsunuz? O rahatlıkla, o kafayla yapınca işler daha iyi gidiyor, çalışmanız daha rahat oluyor ve bir şekilde yükseliyorsunuz. Zaten iyi olduğun için, işe sahip çıktığın için de seninle çalışmak istiyorlar. Bir işi benimsediğin sürece o iş gider. Ben bu işe başlarken şunu anladım; girişim aslında hep toplumsal baskılarla engelleniyor. Risk almadan önce herkes şöyle düşünüyor: “Ben bunu yapamazsam arkadaşlarıma ne derim? Aileme ne derim?” Aslında para da değil konu, “ne derim”cilik. Ben şöyle dedim: “En kötü battım derim.” Sonuçta bence batmaktansa zamanında grişimcilik birincilik ödülü alıp beyaz yakalı olmak çok daha kötü bir şey. Dolayısıyla hiç bu konuda herhangi bir tereddütüm olmadı ki ben istifa ettiğimde gelecek ayki kiramı ödeyecek param yoktu. Açıkçası hiçbir maddi destek vs. yoktu. İyi kalpli arkadaşlarımız ile başladık. Hepsi manevi olarak destek oldular, fikir verdiler. Yanımıza sevdiğimiz insanları da alarak başladık yürümeye; logoda bir arkadaşımız, afişler için başka bir arkadaşımız yardım etti. Ve onlarla beraber büyüdük.

Çok güzel gitmiş ama hiç mi yola taş koyanlar olmadı?

Evet, bu yola çıkarken enerjimizi düşürenler de oldu ama biz çok şanslıydık çünkü etrafımızda hep enerjimizi yükselten insanlar vardı. Ama açıkçası bu insanlardan daha fazla olsaydı da vazgeçmezdim. Bu aslında senin ne yaptığına inancınla ilgili bir şey. Bir de kurumsal hayat geçmişimin olması ve kurumsal dünyanın buna ihtiyacının olduğunu bilmenin de özgüveni vardı. Bence bir araya gelen 3 parça çok iyiydi; ben o dünyayı biliyordum, Bora dijitali biliyordu, ağabeyim eğitimi biliyordu.

Tezgahçılar dışında aslında senin sıkı bir sanatsever olduğunu da biliyorum. “Bu da sanat için” isimli blogunu takip de ediyordum ama sanırım işler araya girdi. Devamı olmayacak mı oranın?

burcakyıldırımOrası aslında saf sanat yeri. Ve bir süredir fırsatım olmuyor çalışmaktan ama 2016 için kendime verdiğim sözlerden biri. Hatta içeride logosal, renksel değişimler de olacak. Bundan sonra gittiğim sergileri yazmaya devam edeceğim. Çünkü o alan tamamen bana ait bir alan ve orası eksik kaldıkça ben de kendimi eksik hissediyorum. Benim bu işle ilgili minik mutsuzluklarım var, o da “bu da sanat için”i besleyememek. Aslında bu mutsuzluklar bir şeyleri kaçırmakla ilgili. Şu anda emekliyoruz o yüzden de böyle bir lüksümüz yok aslında. Ama artık önümüzdeki dönemde bir şekilde zaman ayırmak istiyorum. Oradaki yazılara da bakınca aslında girişimci olmak istediğimi yazdığım yazılar var mesela…  Sanat benim için farklı bir alan. Sıkıldıkça daha fazla sanatla haşır neşir oluyorum ve mutlu oldukça da kopuyorum. Çok sıkıldığım zamanlar çok gezip içerik paylaşıyordum. Ama artık sıkılmadan da gezmeye ve yazmaya başlayacağım.

O zaman hızlıca birkaç tane daha soru sorup seni mutlu olduğun yoğunluğuna bırakalım…

En son, izleyip de sana ilham veren film ne oldu?

Kelebek Etkisi’ni izledik. Yeni programlar konuşurken direkt bu filmden etkilendim. Ve yeni bir serinin de başlamasına neden oldu.  

Başucu kitabın?

Tek bir kitap yok aslında, seçemedim.

Dinlemekten sıkılmadığın şarkı?

Rhye – The Fall.

İşletme okumasaydın ne okumak isterdin?

Psikoloji okumak isterdim ki yüksek lisansa başlamayı düşünüyorum….

Tezgahçılar’la da hâlâ tanışmadıysanız bence bir tanışın, programlarını takip edin. Hemen şuradan.

 

Fotoğraflar için Burak Bulut Yıldırım, Hande Aykun ve Caner Aydoğan’a teşekkürler.